Asistanım Burcu Bilge’nin yazdığı bir şiiri paylaşıyorum, yazmaktan vazgeçmemesi dileği ile.

hayatım boyunca 10 yıldız saydım
seni gördükten sonra binlerce
ormanın üstünden çıkan hilal gibi
tavrını sevdim
gözlerinde ki tanrıyı
içimdeki tanrıyı
isterdim ki bunların hepsini sen duy
ama kulakların bana tıkalı
mecburdum
haykırdım
kaçarak uzaklaştım.
……………………….

gözlerinde gün ışığını gördüm
gözlerinde yıldızları
binlerceydi, sayamadım
saydırmadın
çektin, gittin
beni de götürmek istedin
ama ben seni
kendimden öte sevemedim
izin vermedin

……………….

sonra yazdım
senin için hissettim
seninle yaşadım
senden korktum
bana geldin
beni sevdin
benimle oynadın
gittin
yine geldin
gidişler ve gelişlerle
ben buraya kadar geldim
ve tanrı
geldi
ama gitmedi
ben kaldım
sensiz

………

sert şarkıları dinlerdim
sert olabilmek için
büyümek isterdim
büyük olabilmek için
ama siz
benden dışarı olan
beni kapsayan
herşey eski
küflü
taze
ama
korkutucu
hem tanıdık hem şaşırtıcı
hem güvenilir hem şerefsiz
sen ve ben gibi
ve bir üçüncüsü
4. sü
5. si
6. sı
kısaca hepsi

Burcu Bilge

Göstermeyi seven bir milletiz biz. Mesela;

Her Milli Bayramda her yeri kırmızı beyaza boyarız adeta bir günlüğüne.

Yalnız resmi daireler değil, bütün evler, işyerleri, sokak direkleri bayraklarla donanır.

Fakat ayaklarda konvers ayakkabı, fincanlarda Amerikan kahvesi, bardaklarda, dolaplarda komposto veya şerbet yerine coca-cola, lahmacun yerine pizza, köfte ekmek yerine hamburger eksik olmaz elimizden, öyle ki boynundan Che Guaverayı, Atatürk’ü eksik etmeyenler simit ayran’a ıyyk demiyorlar mı? Nazım Hikmet’in adını kullanan bir kafeterya da fiyatlar gâvurun Mc Donalds’ından daha pahalı değil mi? Bugün herkes geç saatte de olsa msn, facebook v.s avatarlarını, ya Atatürk resimleri ile ya da Türk Bayrakları ile donattı…

Ben TERSİNE GİDİYORUM, SİZ GİDİN MERSİNE. Biliyor musunuz? Sene de bir gün. Sadece sene de bir gün. Sadece TÜRK olsak, TÜRK MALI kullansak, ne çok şey değişecek. Hadi gelin; Canınız kahve çekerse Türk Kahvesi için bugün. Bugün sadece Türk Müziği dinleyin. Yalnızca Türk Sineması izleyin bugün. Sadece Türk Yazarları okuyun bugün. Hani Türk Usulü yapılmış bir yemek yiyin bu akşam iftarda. Kola değil bu akşam, ayran, komposto, cacık gibi serinletici sıvılar koyun sofranıza. El Ele tutuşun bugün, birlik olun. Tek Yürek olun. Türk Telekom yabancıya satılmış diye söyleneceğinize kullanmayın. Eskiden her evde, her cepte telefon mu vardı.(iş yerlerinde de düzene koyulabilir telefon trafiği) Tekel kapanmış, yurt dışı menşeli firmalar sigara satılıyormuş. Bırakın almayın para kazandırmayın. Hem sağlığınıza da zararlı değil mi? Çok mu canınız çekti, Türk tütünü sarın kendiniz için. Gösterişle gürültülü ve öylesine değil, özde davranışlarla sessiz ve derinden kurtarabiliriz ancak ülkemizi, yeniden. 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN.

Bir kadın neden aldatılır?
Sahi neden aldatırız biz erkek milleti?
Ardı arkası kesilmez bu soruların, kadın da, erkek de aldatır zaman zaman…
Ama biz erkekler kadınlardan daha alçalırız çoğu zaman.
Hepimizin düşündedir güzel, anaç, iyi ve zeki bir kadın böyle bir kadın bizi sevsin isteriz, bizim olsun isteriz, kendini bize adasın isteriz ve o imkansız olan, olur bir gün hem çok güzel, hem çok zeki, hem çok kültürlü, hem de çok anaç bir hatun sevgilimiz olur, bize aittir bizimdir hem çok dişidir hem de yarım saatte 28 çeşit meze yapabilecek, yarım paket makarna bir kaşık yağ ve çevrek dilim peynirden size dünyanın en lezzetli yemeği gelecek bir yemek sunabilecek kadar becerikli mutfakta tek kirli çatal bırakmayacak kadar titizdir.
Bize aittir o kadın, aklında, yüreğinde, bedeninde, her düşüncesinde sadece biz varızdır deli divane bir şekilde sever bizi.
Oysa biz alışık değilizdir böylesine harika bir kadının düşlerimizden öteye bizimle olmasına, özerkliğimizi paylaşmak tuhaf gelir, bir ay, iki ay, beş ay, bir yıl ve dayanabileceğimiz daha bir kaç aydır tahammülümüz sonrasında ayrılmak için bahaneler ararız, çünkü o ya o kadın bize fazladır ya da erkendir bize geliş zamanı, kimimiz   o kadının çok iyi olduğunu bizim sunabildiklerimizden daha fazlasını hak ettiğini düşünür bunun için ayrılmak isteriz, kimimizse alışıktır rahatlığa, özgürlüğe, her istediğinle bir başka kadınla yatmaya alışıktır ve daha fantezileri vardır aldatmadan duramaz.
Ve terk edilir kadın.
Fedakar erkek kendini kötü göstermeye çalışır beceremezse sessizce uzaklaşır sevdiği ama kendisinden daha iyilerine layık olduğunu düşündüğü kadının hayatından.
Ve sadece hoşlandığı için onunla olan erkek ise olabildiğince dayanır, sınırları zorlar, duvarlarını yıkmaya çalışır kadının olabildiğince zorlar kendi fantezilerine ikna etmeye, beceremezse eğer sapkın duyguları, fantezileri daha ağır basar ve devam eder aldatmaya git gide alçaklaşır, basitleşir ve cinsellik hariç her konuda sevdiğini düşündüğü o kadını ne terk edebilir ne de terk edilir ve son eylemi şereften yoksun bir şekilde gerçekleşir evinin anahtarını teslim edecek kadar benimsediği kadını,  o kadının elleriyle yıkayıp, ütülediği çarşafın, yastık kılıflarının üzerinde aldatır ve zerre acımaz yüreği.
Genç kadın yakın arkadaşı Alkolü tek arkadaşı kabul eder ve iyice sarılır ona ayılmadan bayılırcasına gün aşırı içer, içinde tutar göz yaşlarını, ağlayamaz, maske takar yüzüne ve şeytanım ben der sahte gülücükler savurur etrafına oysa içinin güzelliği, masum yüzüne fazlasıyla yansımıştır kadının kadına sadece kadın olarak bakmayan erkekler görmek istemez bu yönü dünya iyisidir oysa kadın, çocukluğundan 30’lu yaşlarına dek yaşadığı çileli günlerin sonrasında sadece huzur ve sevgidir istediği, sadece sevgi güvenle başını omzuna koyup uyuyabileceği bir erkek, huzur bulacağı bir ev ve mutlu olmaktır istediği.
Ama verilmez o huzur hani normalde bakmayacağı fiziken belki istemeyeceği bir adama aşık olmuştur ve yemiştir hayatın acımasız tokadını.
Genç yazar her ne kadar kadının bildiği acımasız gerçekleri bir kez daha söylese de inanmak istemez güzel kadın.
Ben dahil hiç bir erkeğe değmez bunca göz yaşı bunca kendine zarar.
Bunca içmen sadece kendine zarardır
Hem güzel, hem akıllı, hem de masumdur kadın ve kedi gibi kıvrılıp uyurken genç yazar göz yaşlarını sildikten sonra o masum uykuyu izleyerek kaleme alır yazısını.

Gökhan Karaduman başkanı olduğu Genç Sanatçılar ve Sanatseverler Derneği’nin düzenlediği 8.Kadıköy Sanat Günleri / Gördüklerim adlı karma fotoğraf sergisine toplu olarak katılım sağlayan FotoAmele Ekibinin düzenlediği 3.Kadıköy Fotoğraf Günleri’nin sunuculuğunu yapıyor bugün etkinliğin son günü sizleri 21.00′da özgürlük parkına bekliyor, bu geç bildirimden dolayı sizlerden ve Gökhan bey’den özür diliyoruz.

Fanus

Fanusta bir balık olsam

Yaşamaya çalışsam

Dünyada insanlara değil de

Fanusta balık olup

Evin küçük kedisine yem olsam…

GK

Gökhan Karaduman bundan böyle Magazin Class’da hayata, insana dair yazılarını paylaşıyor sizlerle…

Siteye gitmek için banner’a tıklayın.

Ben Gökhan Karaduman;

29 Yaşıma gireli daha 13 gün falan oldu İstanbul İlinin Kadıköy İlçesi’nde yetiştim yani Kadıköy çocuğuyum. Yaşadığım İlçe sanat ve sanatçı dolu bir yer olduğundan mıdır, farklı bir mayam olduğundan mıdır nedir sanat ile yoğruldum.

İlk kazandığım para bir emlakçıda çalışarak bir şekilde hep sadece sanatçılara ev kiralayarak veya satarak oldu, sonrasında bir müzik markette Yerli bölümünden sorumlu adam olarak çalıştım, sonraki işim 2000 yılında Gazete Kadıköy’de başlayarak 2005 yılına dek çeşitli Yerel Basında Kültür Sanat Haberleri’nden sorumlu muhabirlik oldu. Sonrasında ağabeyimin başlayıp yarım bıraktığı organizasyon işlerine girdim birçok sanatçı ile tanıştım.
Barış Manço ile ilgili hayatıma gelince zaten çocukluğumda izlediğim, dinlediğim bir sanatçı idi MANÇO 98 yılında Değerli şair dostum Mehmet Koç ile başlattığımız “Sevgi Yoldaşları Şiir Günleri” etkinliğinin adını 99 yılının Nisan ayında Sayın Lale Manço ‘nun izni ile “ Barış Manço Şiir ve Dinleti Günleri” olarak değiştirerek devam ettik.
O tarihten bu yana ise önünü alamadığım özellikle planlamadığım bir şekilde devam ediyor ve 2008 yılı Ekim ayı’nda evimdeki yangından birkaç gün önce yanıma gelip beni uykudan uyandırıp bir şeyler söyleyip tekrar uykuya dalmamı sağlayan Barış ağabeyin bana o an ne söylediğini, bilinçaltıma neler kazıdığını tam olarak hatırlayana ve bundan emin olana kadar da şartlar ve mekânlar ne olursa olsun doğru bildiğimi yapacağım. Onun yaptığı gibi.

Barış Manço’nun basit bir insan olmadığını, kolay bir sanatçı olmadığını onu yazmanın kolay olmadığını savundum adım soysuza, küstaha çıktı varsın olsun aynı şeyi savunurum bir insan Barış Manço gibi bir ustayı yazmak için önce iyi anlamak, tanımak, tarafsız bir biçimde onu iyi bilen herkes ile görüşmek lazım tıpkı Semih Çelik’in yaptığı gibi 10 civarı kitap yayınlandı Barış Manço’yu içeren bunların içerisinde Sadece Hulusi Tunca’nın “Uzun Saçlı Dev Adam- O Bir Masaldı” adlı kitabı arşiv niteliğinde diye düşünüyorum Hulusi ağabey’de o kitabı sadece yazı değil de o tarihlerin gazete dergilerinin kupürlerini olduğu gibi arşiv olarak yayınlasa çok daha şık dururdu diyeceğim ama bunu sadece demiş olacağım çünkü bunun zor olduğunu en iyi bilenlerden biriyim eminim ki Hulusi ağabey kendisi de öyle olmasını istemiştir ama şartlar… Semih Çelik’in imzası ile yayınlanacak kitabı heyecan ile bekleyerek diğerlerini eleştirmiyor fakat “Bir insan böyle bir kitap yayınlıyor ise önce bir hatıra binaen bazı kişileri arayıp sormalı birer kitap yollamalı” görüşümü yineliyorum…
Bunu düşünmek küstahlık ise küstahım.

Barış gibi düşünüp, barış gibi çalışıp, barış gibi yaşamaya çalışmak caka satmak ise caka satıyorum. Bu yaşıma dek Sabrım ve Saygım ile yaşadım bundan böyle de öyle olacak, kendilerini hep çok bizleri hep yok sayanlar dışında kimse arkamdan sövemeyecek…
İnadına Barış ve Sevgi Dileklerimle…

Gökhan Karaduman